Reklam
Haberde Natüralist Akım
Prof. Dr. Sedat Cereci / Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi
 
Gazete, radyo ve televizyon kanallarının özenle süsleyerek albeniyle topluma sunmaya çalıştığı haberlerde, gerilim, şiddet ve kötümserlik dozunun giderek artması, salt dehşet verici gerçeklerle beslenen habercilik anlayışının vitrinini oluşturmaktadır. Ana muhalefet partisi liderinin elini sıkmayan başbakan, parti kapatma davaları, annesini öldüren kız, ormanda bulunan çocuk cesedi, tecavüz edilip öldürülen yabancı turistler, partiler arası çatışmalar, mayın patlaması sonucu ölen minibüs yolcuları, tersanede ölen işçi, Myanmar’da kasırga, Çin’de deprem, Irak’ta patlama, binlerce ölü haberleri gerilim müzikleriyle beslenerek her gün bireylerin korku ve dehşet duygularını alevlendirmek için hazırlanmaktadır. Dehşet, kitle iletişim araçlarına para kazandırmaktadır.

“Müşahedat” adlı yapıtında doğal ve gerçek olan konuların işlendiği romanları eleştiren Ahmet Mithat Efendi; edebiyat yapıtlarında ele alınan konuların mutlaka gerçek yaşamın içinden alınması gerekmediğine, imgelerle oluşturulmuş konuların da romanlarda kullanılabileceğine, doğal yaşamın içindeki gerçek konuların çoğu zaman korkuyu, dehşeti, gerilimi içerdiğine vurgu yapmaktadır (Ahmet Mithat Efendi, 2005, 6). Ona göre; natüralist romanlarda ele alınan konuların tümüyle gerçek yaşamın içinden alınmış doğal konular olması gerekir. Bu ölçüde doğallık ve gerçeklik, çalışmanın bir edebiyat yapıtına dönüşmesini güçleştirmekte, hatta olanaksız hale getirmektedir.

Oysa haber edebiyat yapıtı değildir. Evrende meydana gelen olayları, anlaşılabilir, yalın bir metin temeli üzerinde kitle iletişim araçları aracılığıyla bireylere aktaran haber, dünyanın en uzak coğrafyalarında gelişen olayları diğer uzak coğrafyalara ulaştırma olanağına sahip olması nedeniyle tüm insanların büyük dikkatle ilgi gösterdikleri kitle iletişim araçlarının en çok tüketilen ürünüdür (Cereci, 2008, 112). Bu büyük ilgi, temel amaçları parasal çıkar olan kitle iletişim aracı sahiplerinin, bireylerin gerilim, şaşkınlık, korku, dehşet gibi duygularına seslenerek çıkar elde etme yoluna gitmelerine neden olmaktadır.

Doğallık ve gerçeklik göreceli nitelikler de taşımakla birlikte, çoğunlukla insanların, yaşadıklarıyla gördükleri ve duydukları arasında bağlar kurarak, kendilerine yakın buldukları ve gerçek olduğuna güvendikleri varlıkları “gerçek” olarak nitelemeleriyle sonuçlanmaktadır (Black, 1987, 44). Haberin koşullarından biri de, habere konu olan olayın gerçek olmasıdır. Ancak doğal olarak her gerçek olay mutlaka korkunç veya dehşet verici değil, hatta bazıları gülünç, eğlenceli, neşe verici olaylardır.

Medya dünyasındaki tekelleşme nedeniyle kitle iletişim araçlarının çoğunun belirli birkaç kişinin elinde bulunması, aynı içeriğe sahip haberlerin hemen her araçta rastlanmasıyla sonuçlanmakta, insanların yönlendirildiği olumsuz duygular çok sayıda araçtan yansımaktadır. Her an onlarca kitle iletişim aracından yinelenen, şaşırtıcı öğelerle süslenmiş korku ve dehşet ürünleri, insanları, daha olumlu duyguları yansıtan gerçeklerin olmadığı yargısına sürüklemekte, özellikle çocuklar ve genç kuşak bireyleri yaşamı, tümüyle acı verici, korkunç olaylardan oluşan bir süreç olarak algılamaktadır.

Doğrudan doğal yaşamın içinden alınan gerçek konular sinemada da kullanılmış, gerçek konuların ele alındığı sinema filmlerinin çekildiği dönem de içeriklerinin adıyla anılmıştır: Sinema Gerçek (Cinema Verite) (Cereci, 1997, 36). Gerçek insanların denetlenmeksizin görüntülenmesi temeline dayanan Sinema Gerçek akımı, özellikle II. Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan pek çok gelişmenin sinemaya aktarılmasıyla sonuçlanmıştır. Tüm dünyanın genel bir gerilim, telaş ve karamsarlık içinde yaşadığı bu dönem, insanları da benzer duygulara taşıyacak biçimde sinema filmlerinin çekildiği ürünlerle donatılmıştır. Ancak bu dönem uzun sürmemiş, hemen ardından romantik veya komedi filmlerinin üretildiği dönemler yaşanmıştır.

Gerçekleri konu edinen filmlerin de yalnızca gerçekleri göstermekten öte, başka duygu ve görüşleri de izleyenlere yansıttığını söylemek olasıdır. Gerçek görüntülerin içinde, izleyenleri gerçekdışı imgelere ve düşüncelere yönlendiren çok sayıda etki bulunmaktadır (Levin, 2004, 85). Kapitalist düşüncenin sanat alanlarına, basın çalışmalarına tümüyle egemen olmadığı dönemlerde, yapımcıların, üreticilerin, sanatçıların, fazlaca para kaygısına kapılmadan, yaşamın içindeki konuları hoş ve nahoş zikzaklarla çizdikleri ritimlerle kurarak ürettikleri ürünlerle insanlara yaşamı anlattıklarını söylemek olasıdır. Çıkar kaygısı, edebiyat ve sanat ürünlerini ve basın çalışmalarını da, insanların doğal duygularını sömüren korku ve dehşet üretimine dönüştürmüştür.

Ahmet Mithat Efendi’ye göre de natüralist roman; yalnız bir kişinin yaşadıklarını ayrıntılı bir biçimde araştırmak değil, asıl durumları ve gelişmeleri araştırmaktır. Olayların nasıl geliştiği gerçekten araştırılmaya değerdir. Çok kimseler vardır ki, büyük şehirde yaşamaktadır, yüzlerce ihtiyacı vardır, ancak bu ihtiyaçlarının onlara nasıl sunulduğunu, nasıl karşılandığını bilmemektedirler. Oysa bilmeleri gerekmektedir (Ahmet Mithat Efendi, 2005, 54). Natüralist roman yazmaktan amaç, okuyuculara çoğu dehşet verici olan salt doğal gerçeklerden öte, gerçekleri nedenleriyle ve ayrıntılı geçmişleriyle yansıtmak iken; natüralist haberin amacının da, yaşamın içindeki felaketleri, acı verici gelişmeleri, kahredici olayları abartarak sunmak değil, yaşamı her yönüyle ve insanların aydınlanabileceği biçimde onlara aktarmak olduğunu düşünmek gerekmektedir.  

Yaşanan tüm duruluğu ve el değmemişliğiyle gerçeklerin bir anlamı olduğundan söz eden düşünür, medya çalışanı ve habercilerin yanı sıra, gerçeklerin de kurgulanabileceğini düşünen bilim adamları, sanatçılar ve iletişim çalışanları bulunmaktadır (Bazin&Cardullo, 2002, 8). Kurguyla birlikte gerçekler, gerçek olmaktan, tümüyle inanılır ve güvenilir olmaktan çıkarken; insanların sömürülmeye elverişli duygularını sömürmek de kolaylaşmaktadır.
 


Kaynaklar

  1. Ahmet Mithat Efendi (2005). MÜŞAHEDAT. İstanbul: Beyaz Balina Yayınları.
  2. BAZIN, Andre & CARDULLO, Bert (2002). “Three Forgotten French Filmmakers: Andre Cayatte, Georges Rouquier, and Roger Leenhardt”. CINEMA JOURNAL. Vol. 42. No: 1. Autumn 2002. Pp. 3-20.
  3. BLACK, David Alan (1987). “Cinematic Realism and the Phonographic Analogly. CINEMA JOURNAL. Vol. 26. No: 2. Winter 1987. Pp. 39-50.
  4. CERECİ, Sedat (1997). BELGESEL FİLM. İstanbul: Şûle.
  5. CERECİ, Sedat (2008). “Kitle İletişiminin Ekseni: Haber”. BROADCASTERINFO. Nisan 2008. Sa. 51 S. 112-113.
  6. LEVINE, Alisan Murray (2004). “Projections of Rural Life: The Agricultural Film İnitiative in France, 1919-39”. CINEMA JOURNAL. Vol. 43. No: 4. Summer 2004. Pp. 76-95.