Broadcasterinfo • Sayı: 66 • Eylül 2009

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
The Media Festival 09

Sinemayı kim icat etti?

Lumiere Sinematografisi bir mit midir?

Öğr. Gör. Memduh YAĞMUR/ Fırat Üniversitesi İletişim Fak. Radyo-TV ve Sinema Bölümü
(Çeviri: Tjitte de Vries, http://www.xs4all.nl/~wichm/myth.html)


Sinemanın icadı denince akla ilk gelen Lumiere kardeşlerin gösterisi olmakla beraber, daha önce yapılan çalışmalar ve deneyler vardır. Özellikle Edison’un 1890 başlarında kaydettiği görüntüler günümüze kadar gelmiştir. 1895’li yıllarda aynı anda birbirinden habersiz bir çok mucit sinema gösterileri yapmaya başlamıştır. Max Skandanowski, Arthur Melbourne-Cooper, Jean Acmé Leroy ve Augustin Le Prince gibi mucitler daha önce gösteriler yapmışlardı.
Bu yazı bizleri sinemanın doğuş tarihinde kısa bir yolculuğa götürecektir.
Sinemaseverlere kaynak olması dileklerimle…

Sinematografinin (film çekme sanatı) başlangıcı iki tarihi ayırt etmektedir: 1888’de teknoloji mevcut hale geldi ve 1900’de ise film dili ortaya çıktı.
Auguste ve Louis Lumiere kardeşlerin 28 Aralık 1895’te Paris’te Grand Café on the Boulevard des Capucines’de sundukları ilk umumi film gösterisinin genellikle sinemanın doğuş tarihi olduğu varsayılır. İlk program hem mucit hem de kameraman olarak tanıtılan Louis Lumiere’in ele aldığı kısa, bir dakikalık konulardan ibaretti.
 
Mevcut literatürün kısa bir tahkiki bu genel başlangıcın doğruluğu hakkında bir takım sorular ortaya çıkarmaktadır.


Louis (sol) ve Auguste Lumiere

İki problemle karşı karşıya kalırız. 1895’te gerçekte ne olduğunu nasıl belirleriz ve tarihçilerin güvenirlik derecesi nedir?
 
Sinemanın tarihi bu maceranın nihai yapımıyla özellikle ilgili olan muhabirler ve tarihçiler tarafından kayıt altına alındı: gerçek filmler, aktörler, yönetmenler ve yapımcılar. Teknoloji, ışığın kimyasal etkileri ve endüstrinin gelişmesinin tarihi onların dikkatinden kaçtı. Bu arada, onlar için Lumiere efsanesi hakkında şüpheler ortaya atmak için hiçbir zorlayıcı neden yoktu.


Lumiere’in Londra’daki ilk film gösterisinin programı

Bununla birlikte, yüz yıldan daha fazla bir süre önce teknolojik icatları ve endüstrinin yükselişinde neler meydana geldiğini kaydedenler film muhabirleri ve tarihçilerdi. Lumiere efsanesinin aldatıcı olması yanında, 28 Aralık 1995’ten önce onlarca umumi film gösterisinin yapılmış olduğu gizli kalmaktadır.

Tuhaf Denemeler

Tüm dünyada salonlarda görünen Edison’un Kinetoscopları bir kenara bırakılmalı mı? Ya Jean Acmé Leroy’un “Marvelous Cinematograph”ı? Şubat 1895’te Louis Aimé Augustin Le Prince’in teknik meslektaşı Jean Acme Leroy Clinton, New Jersey’de halk için ücretli olarak film gösterileri verdi. Ağustos 1895’te İngilizce mucit Birt Acres Londra’nın Kuzeyinde, Barnet’te halka açık film gösterileri yaptı. Max Skandanowski kardeşiyle birlikte 1 Kasım 1895’ten itibaren Berlin’de “Das Bioskop” filmlerini gösterdi. Acres’in asistanı Arthur Melbourne-Cooper ilk şovunu 18 Aralık 1895’te Büyük Britanya, North Mymms in Hertfordshire’da ücretli giriş yapan bir topluluğa izlettirdi. Bunlar sadece birkaçı.

Film tarihçileri sinematografinin başlangıcının derece derece bir gelişme olduğunu ortaya koyarak bu problemi çözme yollarını aradılar. Bu gerçek dışı bir çözüm değil midir?

Böyle bir teori bütün dünyada fotografik imajı ilerletmek için çılgınca bir araştırmanın sürdürülmekte olduğu gerçeğini hesaba katmamaktadır. Fotografik teknik yayımlardan araştırmanın hedefinin ne olduğu açıkça görülüyordu ve herkes bu yönde diğerlerinin ne yaptığını biliyordu.

1888’de Augustin Le Prince (1842-1900?) sinema filmleri çekebildi ve bunları perdede gösterime sundu. Edison’un yıllarca sinemanın mucidi olduğunu iddia etti. Onun bu alandaki katkıları tam manalarını açığa çıkarmak amacıyla Amerikan film tarihçisi Gordon Hendricks’in birkaç çalışmasında ele alındı. Birt Acres (1854-1918) 1892’den itibaren kendi “kinetic camera”sının daha iyi bir versiyonu olan “Kineopticon” üzerinde çalışmaktaydı.


Augustin Le Prince 1900’ lü yıllar


Prince’in kamerası. The Science Museum, London.

1892’de genç bir mühendis olan Léon Bouly başarılı bir “Cinématographe” dizayn etti. 1893’te ona geliştirilmiş bir versiyon olan “Cinématographe Bouly” için bir patent verildi. Bu alet hala durmaktadır ve Paris’te le Musée des Arts et Métiers’te sergilenmektedir.
Ancak ne yazık ki Bouly yıllık patent ücretlerini karşılayamadı. Fotoğraf malzemeleriyle ilgili uluslar arası bir teşebbüsün sahibi olan Antoine Lumiere, çalışma müdürü Carpentier’e Edison’un kinetoscopunu söktürdü. Bu durumda Lumiere süresi dolan patenti kaptı ve oğulları Auguste ve Louis’in adına da ‘Cinématographe Lumiere’ olarak bir patent aldı.

Lumiere “cinematographe” ismini bile ödünç aldı. İş dünyası o kadar acımasız ki! New York’ta French Daily Le Figaro’nun yurt dışı şubesinin yıllardır müdürlüğünü yapan Fransız muhabir Léo Sauvage film tarihinde en büyük umumi reklâm numaralarından birini açığa vuran sert bir kitap olan L’affaire Lumière’yi yazdı. Ancak, Lumiere tam zamanında karşılık verdi. Halkın ilgisini çekmişti. Bu insanlar şimdi büyük bir kitleye ulaştırılabilirdi. Böylece, yeni bir iş teşebbüsünün finansal-ekonomik gelişiminin temeli oluşturuldu.
İkinci probleme İngiliz Filminin Tarihi’nin ikinci bölümünde yazan İngiliz film tarihçisi Rachael Low tarafından değinilmektedir: “Birçok tuhaf ve başarısız denemeye teşebbüs edildi. Buna örnek olarak kendi teçhizatı ve personeliyle sipariş üzerine filmler yapmak için 1908’de kendisinin ‘sadece toptan satış ticaretinin yapımcıları’ olarak reklâmını yaptıran firma verilebilir.”

Bu da göstermektedir ki endüstrinin yeni bir kolunun gelişmesinde ekonomik ön ihtiyaçlarda yazarın yok denecek kadar az bir kavrayışı vardı. Bunun ilk başarısı ilk ürün ömür periyoduna (6 ila 8 yıllık devirsel bir periyot) dayanmaktadır: üretim, dağıtım ve pazarlamada uzmanlaşma. Aynısı yarım yüzyıl önce fotoğrafçılıkta ve yakın zamanlarda bilgisayar endüstrisinde meydana geldi.

Rachael Low’un hakkında yazı yazdığı firma, yukarıda adı geçen Arthur Melbourne-Cooper’ın (1874-1961) St. Albans’taki Alpha Trading Company idi. Acres’ten ayrıldıktan sonra Arthur yılda yüzlerce film yaptı ve bunları tüm dünyada sattı. Bunlar arasında Keystone Cop komedilerinin ilkleri ve çok önceki kukla animasyon filmleri vardı. Aynı dönemde Pathé, Gaumont, Biograph and Edison gibi büyük stüdyolar ortaya çıktı.

İki Tarih

Açıklanan problemleri sınıflandırmak için sinemanın doğuşunu iki bölüme ayırmak gerekir. Birincisi teknik ekonomik tarih ve ikincisi nihai ürün olarak “sinema filmi”nin tarihi.
Sinematografi teknolojisinin doğuş zamanını kesin olarak belirleyebiliriz. Bu tarih 1888’di. Ne kaydedildiği ve perdede sunulduğu sinemadan ziyade zoetropes ve praxinoscopes gibi Victorian optik oyuncaklarına veya fotoğrafçılık alanına çok daha fazla benzerlik göstermektedir.
 
1900’den itibaren nihai ürün olan sinemanın tarihine odaklanabiliriz.
 
Bu ayrımı yapmak suretiyle bunun gerçekte tesadüfî bir gelişme meselesi olup olmadığını da belirleyebiliriz. Veya belirli bir model bulabilir miyiz?

Marey, Le Prince, Reynaud

1888 yılı niçin göze çarptı?
 
Mevcut sinematografinin temel teknolojisinin bir sonucu olarak meydana gelen üç olay patentlerde şart koşuldu.
  • 1888’de Parc des Princes’te Académie de Médicines’in fizyoloji profesörü olan Étienne-Jules Marey araştırmasında kalp ve kan dolaşımındaki hareketleri kaydetmekte ihtiyaç duyduğu bir alet olan “Chronophotographe”ını gösterime sundu.
  • Aynı yıl Parisli Émile Reynaud’a Paris’te Musée Grévin’de büyük bir başarıyla teşhir edilen, çekilen canlı resimlerinin görsel şeritlerde deliklerin kullanımı için bir patent verildi.
  • 1888 ayrıca Le Prince’nin ilk başarılı denemelerini yaptığı ve bir cinematographic diorama’da birinci olmaya istekli olduğundan icadını geliştirmek için daha fazla finansal sermaye peşinden koştuğu yıldır. Ancak başarılı olamadı. Ailesini iflasın utancından kurtarmak için hiçbir iz bırakmaksızın Fransa’dan kayboldu. Muhtemelen Foreign Legion’da (özellikle Fransız ordusunda yabancılardan oluşan alay) askere alındı.
Marey 1878’lerde Eadweard Muybridge’nin Fransız salonlarında tırıs giden atları ve yürüyen çıplak modelleri sergilediği gösterilerinden oldukça etkilenmişti. Bu gösteri Augustin Le Prince’i ve Paris’te sanat akademisinde çalışan İngiliz Birt Acres’i de uyandırmıştı.


Prens Whitley ve oğlu prens Adolph ilk denemelerini 1888’ de Leeds’deki evlerinin bahçesinde gerçekleştirdiler. Bu, dünyadaki ilk başarılı görüntülenmiş ve üretilmiş hareketli film olarak kabul edilebilir. Kayınpeder Whitley’in bacasından çıkan dumanın görüntülerini izlemek mümkün.

Bununla birlikte, Muybridge canlı fotografik imajların mucidi değildi. Bunların mucidi Kaliforniya valisi ve daha sonra Stanford Üniversitesi’nin kurucusu olan patronu Leland Stanford idi. Stanford dörtnala giden bir atın dört bacağının da yerden kesilip kesilmediğini bilimsel olarak belirleme arzusundaydı. Bu araştırmasında ona yardımcı olması için bilgili bir fotoğrafçı aradı. Stanford, Marey’in bir fotografik emülsiyonla kaplı bir cam diskte tekrarlı fotoğraf çekimleri yapan Janssen-rifle adını verdiği aletle yapmış olduğu ilk denemelerden etkilendi.
1889’da Thomas Alva Edison Paris’teki Exposition Internationale’ye bir ziyarette bulundu. Edison her akşam otel odasından kendi atölyelerine orada gördüklerini telgrafla aktardı. Edison sadece Reynaud’un çalışmasını görmekle kalmadı aynı zamanda kendi enstitüsünde Prof. Marey’i de ziyaret etti, o da bundan oldukça gururlandı. Hendricks’ten Edison’un atölyelerinde W.K.L. Dickson tarafından kinetoscoplarla neler yapıldığını öğreniyoruz.

“Chronophotographe” ve “kinetoskop”un patent çizimleri mukayese edildiğinde sadece tek bir basit farklılık belirlenir. Marey ana değişikliği kısa, sonlu, sınırlı film şeritlerinde yapmıştır ki bu geleneksel zoëtropeslarda bir gediktir; oysa ki Edison’un atölyelerinde sonsuz bir film halkasına geri dönülmüştür. Bunun yanında teknik olarak çok az sayıda farklılıklar vardı (her iki aletin ölçülerinden başka, bu da önemli bir unsur değildir). Antoine Lumière ve Carpentier muhtemelen bunu 1894’te belirlemişti.

Kinetoscopların ortaya çıkmasından itibaren halkın hareketli imajlara ilgisi arttı. Lumière şirketi gittikçe artan bir başarının avantajını kullandı ki bu durum iş dünyasında olağandışı bir uygulama değildi. Buna iyi bir örnek IBM tarafından PC’nin takdimidir. Bu şirketin mucit olarak adlandırılması zordur.

Sinemanın ilk ömür periyodu gerçekte hareketli fotoğraf imajlarından biridir: canlı veya canlandırılmış resimler, hareketli fotoğraflar.


Kısa filmle çalışan kineteskop mekanizması

Kızı Audrey’in yıllarca süren bir araştırmayla bir araya getirdiği Arthur Melbourne-Cooper’ın arşivlerinde Cooper’ın Alpha Trading Company’e başladığı yerdeki küçük köy Ridge Hill’in (Borehamwood’daki Elstree Studios’un yakınında) sakinleriyle yaptığı banda kayıtlı bir röportaj vardır. Röportaj yapılan kişiler şu andaki ilerlemiş yaşlarında altmış yıl önce katıldıkları ilk film gösterilerini hala coşkuyla hatırlamaktadır:

“Onları hareket ettiriyorsun. Ağaçlardaki yapraklar kımıldadı. Gerçekten el sallayan birini gördünüz. İnanılmazdı.”

1900’lerde Edison, Lumiere ve aynı zamanda İngiliz Robert W. Paul sinema filmi endüstrisine yatırım yapma niyetlerini açıkladılar. Bu anda filmler seyircinin “patron chasers” (daimi müşteri avcısı) olarak değiştiği tatiller sırasında gösterildi.

Bazı film yapımcıları pes etmediler ve yeni bir şeyler düşündüler. Fransa’da Georges Méliès, İngiltere’de Arthur Melbourne-Cooper ve Amerika’da Edwin S. Porter bir dizi sinema sahnelerini bir sinematografik hikaye şeklinde birleştirmeyi başaran kişilerdir.

Film dilinin menşei

Haziran 1900 tarihli kısa sinema filmi “Grandma’s Reading Glass” ile sinemanın tarihi başlar. İlk olarak filmde tek hareketler (enstantane) belirli bir amaçla bir yarım tam sahne arasında girdirilmektedir. Bu, film düzenlemenin, kurgunun (editing) doğuşudur.

Bu kısa film, yazar Georges Sadoul tarafından yanlışlıkla George Albert Smith’e atfedildi. Gerçekte bu film tuhaf ve başarısız denemeleri yüzünden İngiliz film tarihçisi Low tarafından tenkit edilen, yukarıda adı geçen Cooper tarafından yapıldı!

İki çocuk büyükanne ve torun rolünü oynamaktadır. Büyükanne çerçeveye gelir ve örgüsünü eline alır. “Torun” görünür, büyükannesinin okuma büyütecini alır ve büyüteçle bir gazeteye bakar. Çocuk gazeteyi incelerken aynı anda onun gördüklerinin bir yakın-çekimi gösterilir. Bir mucize meydana gelir: önce objektif izleyicilerken, sonra ister isteğimizle isterse istem dışı peşi sıra resimlerle “büyülenir” ve sübjektif bir izleyici haline geliriz. Bu durumda artık olaya küçük çocuğun gözleriyle bakmaya başlarız.


Arthur Melbourne-Cooper,
‘Grandma’s Reading Glass’ (1900)


Bu durum, büyükannenin gözünde, büyüteci bir kafesteki kanaryaya ve başka objelere yönelten çocuk için tesadüf değildir. Tekrar ve tekrar bizler objektif bir seyirci durumundan sübjektif bir bakış açısına dönüşürüz. Film dili bu kısa filmle doğdu. Bu dil öyle bir dildir ki bizleri film perdesinin sınırlarından muhteşem tanrılar ve tanrıçaların bulunduğu bir dünyaya götürebilir. Melies’ten hemen kısa bir süre sonra “‘Le voyage dans la lune” (1902) ve “The great train robbery” (büyük tren soygunu) (1903) ile Porter başarı kazandı.

Bu durumda sinema filmlerinin mucidi kimdir?

Şimdi bazı ilk sonuçlar ortaya çıkarabiliriz. Sinema filmlerinin teknik evriminde belirli hatları ayırt edebiliriz. Bununla birlikte, erken piyasaya sürülen lazer-disk sisteminin Philips tarafından yapılan teşebbüsünden ortaya çıkan müzik CD’sinde olduğu gibi, ilgili “mucitlerin” çoğunluğu sinematografiyi keşfetmekten uzaktı. Le Prince’in aklında sinematografik diorama vardı. Antoine Lumière muhtemelen ana faaliyetinin pazarını genişletme konusunda çaba gösteriyordu: fotoğraf malzemelerinin imalatı. Edison kendi ses cihazıyla birlikte yürüyen canlı resimler oluşturmak istedi. Marey ve Acres bilimsel araştırma amaçlı alet geliştirmek istediler.


Medyanın onları sinema filmlerinin mucidi olarak tanıttığı 1920’li yıllarda George Eastman ve Edison.

Sinemayı icat edenin kim olduğu sorusu başlangıçtan beri konuyla ilgisi olanların, halkın ve muhabirlerin ilgisini uyandırdı. 1896’larda bu konu “Amatör Fotoğrafçı”da (bu dönemlerde “amatör” profesyonel anlamındaydı) ele alınan bir konuydu.

Birt Acres bu yılın 6 Ekim tarihinde, “fotoğrafçılığın bu dalında herhangi bir kişiye mucit unvanı vermek gerçekten zor” şeklinde yazar. Acres zoëtrope veya “Wheel of Life”’ın (ömür çarkı) mucidini ima eder ve sonra Muybridge, Friese-Greene, Anschütz, Marie (Marey demek istiyor) ve Demeny isimlerini verir. Sonra uzun uzadıya Edison’un kinetoscopuna ve bizzat kendi çalışmasına girerek, “canlandırılmış fotoğrafçılığın bulucusu olduğumu iddia etmeksizin, günlük hayattaki alelade sahnelerin fotoğraflarını başarıyla çeken portatif bir aleti ilk yapanın ben olduğumu iddia ediyorum” beyanında bulundu.


1895’teki Birt Acres’in “Kineoptikon”unun mekanizması, şimdi Londra Bilim Müzesi’nde sergilenmektedir.

Acres ilk Lumière gösterilerinin başarısını kabul eder, ancak “Onların başarılı gösterisinden dolayı oldukça kalabalık bir grup benzer şovlarla ortaya çıktı, ama Lumière kendi alet veya filmlerini satmadığından, taklitçiler Edison filmlerine veya temin edebilecekleri benim filmlerime bel bağladılar, kendi filmlerimi temin etmeyi bir süre durdurdum.” beyanında bulunur.

Acres, Lumière’in aletinin tek başına sinematografinin hızlı gelişmesine çok az katkıda bulunduğunu müzakere etmekte haklıdır. Antoine Lumière, Apple şirketi gibi davrandı. Onların Macintosh’unun açık yapısıyla kolaylıkla kopyalanabilen IBM-PC’nin dengi olmadığı ispatlandı.


1900’lerin Darling Duplex kamerası Brighton’da Alfred Darling’ten temin edilebiliyordu.

Cinematographe Lumiere’in patent çizimlerini inceleyen ve Edison normuna göre deliklenen filmin geliştirilmiş bir modelini imal eden adı unutulan mühendis Alfred Darling’ten sonraydı. Cooper gibi Darling de “sadece toptan satış ticareti” yaptı. Onun teknik olarak daha üstün ve güvenilir kameraları, projektörleri ve printerları tüm dünyada Prestwich, Williamson, Moy, Wrench ve Urban ticari adlarıyla satıldı.

1900’de film hikayesi geliştirildikten sonra beraberinde verimli bir reklam mekanizması da geldi. Bunun sonucu, konunun araştırılması yerine büyük mucitler Edison ve Lumière’nin efsanesini tekrarlayan yayınlar ve kitaplar oldu.

Bu tarz mitolojinin zararlı yönü şimdi daha açıktır. Özellikle, yaratıcı düşünceye sahip film yapımcılarının ve yeni teknoloji mucitlerinin katkıları küçümsendi, unutuldu ve hatta inkar bile edildi. İngiliz öncü Arthur Melbourne-Cooper’in durumu gibi. Yirmi yıl süreyle bağımsız, teşvik eden ve etkili bir yönetmen-yapımcı olmasına rağmen, artık unutuldu ve filmlerinin çoğunluğu onları satmış olduğu distribütörlere atfediliyor.


Acres’in Dover’de kinetik 70 mm kamerasıyla çekmiş olduğu kumsal manzaraları- 1892-93

Film tarihi hakkında yazı yazanların dar alanlı perspektifiyle dolaylı, ama yine de büyük bir tehlike ortaya çıkmaktadır. Yapımcının halkı kontrol etmesi yüzünden de sinema filmleri eğilimlere oldukça fazla maruzdur.

Tüm dünyada şimdi arşiv depolarında saklanan, zamanımızın ve gelecek nesiller için ebeveynlerimiz ve onların ebeveynlerinin değerli bir görüntüsünün bulunduğu, kolay bozulabilir nitrat filmdir. Bu aynı zamanda sosyoloji, kültürel antropoloji, fotoğrafçılık, moda, sanat vb. gibi diğer bilim dalları için düşünülmemiş bir hazinedir.

 (Bu makale ilk olarak 1995’te Photohistorical Magazine of the Photographic Society of Netherlands’da yayımlandı)
* (Metin ve fotoğraflar) Tjitte de Vries 2006

 

 

Ana Menü


Warning: Parameter 1 to modMainMenuHelper::buildXML() expected to be a reference, value given in /home/ariza/public_html/66/libraries/joomla/cache/handler/callback.php on line 99
Son Etkinlikler