





Prof. Dr. Sedat Cereci / Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi
Tüm dünya ve içinde çalkalanıp duran Türkiye yeni bin yılın başından başlayarak yoğun bir kültür değişimi yaşamakta, insanlığın yeni kuşakları yepyeni sözcüklerle, alışkanlıklarla, yepyeni yaşam tarzlarıyla büyüyüp eski kuşaklara şaşkınlık veren karakterlerle yaşamdaki rollerine hazırlanmaktadır. Bayram geleneklerinden sabah kahvaltılarına, iş arkadaşlıklarından kurumlar arası yazışmalara değin yaşamın içindeki hemen her unsur, bir önceki yüzyıldaki tanımıyla ve biçimiyle yan yana gelemeyecek ölçüde değişime uğramıştır (Kahraman, 2009, 17).
Toplumsal kültürün başlıca unsurlarından olan, aile bireylerini ve birbirlerine değişik bağlarla bağlı yakınları bir araya getiren ve sıcak iletişim ortamları oluşturan sofra geleneği neredeyse tümüyle ortadan kalkarak yerini çağın koşullarına uygun ayaküstü yemek yeme alışkanlığına bırakmış; komşu dükkândaki esnaf arkadaşa hayırlı işler diyerek başlanan iş ahlâkı benzer işi yapan diğer insanlar hakkında kötü niyetli planlar içeren ahlâksızlığa dönüşmüştür. Tüm bu dönüşüm içinde, tüm onuru ve insancıllığıyla geçmişi yaşayıp özleyen insanlar için kitle iletişim araçları nostalji köşeleri oluşturmuştur.
Gazetelerde sık sık anılardan söz eden köşe yazıları, geçmişin insancıl değerlerini 21. yüzyıl insanlarına aktaran tarih dosyaları; radyo kanallarında 40-50 yıl öncesinin şarkıları, türküleri ve 60 yaşını aşmış kişilerle görüşmeler yer almaktadır. İzleyicilerin anlamsız durum komedilerinden, kaynana gelin programlarından, insan psikolojisini iflas ettiren yıldız yarışmalarından, gürültülü filmlerden sıkıldığını fark eden televizyon çalışanları artık tümüyle geçmişten beslenmektedir. Sözlü kültürdeki deyimlerden yöresel kültürlerin geleneksel değerleri televizyon programlarına yön vermektedir.
Bir dönemin televizyon dizileri içinde en çok izlenenlerden biri olan ve halen tekrarları yayınlanan “En Son Babalar Duyar” adlı dizide, Anadolu’da binlerce yıldır sürdürüle gelen ataerkil aile ve otoriter baba tipi canlı biçimde ortaya konmuştur (Köse, 2006, 139). Benzer biçimde pek çok televizyon programında, Anadolu kültürünün ve Türkiye’de yaşayan halkın kültürel birikimleri çağdaş atmosfere uyarlanarak izleyicilere sunulmuştur. Çünkü toplum, çağın yepyeni buluşları ve alışkanlıkları içinde geçmişini özlemekte, yitirmekten korktuğu değerlerine, geleneklerine sahip çıkmak için onları bulduğu alanlara ilgi duymaktadır.
İmparatorluktan cumhuriyete, geleneksel kültürden batı kültürüne geçiş sürecinde ve daha sonra da kimliksiz ve arabesk bir toplumun oluşması aşamasında Türkiye’de eğlence anlayışı da değişmiş, sözlü kültüre ve yaşam derslerine dayalı geleneksel eğlence unsurları geride bırakılarak, çağın unsurlarıyla oluşturulan ancak insan ilişkilerinden ve iletişimden yoksun bir eğlence anlayışı yapılanmaya başlamıştır. Yeni kuşaklar, eski kuşakların da ihmalkâr davranmasıyla, eğlenceyi bilinçsizce, düşünmeden konuşmak, rasgele hoplayıp zıplamak, sorumsuzca başkalarının onuruyla alay etmek olarak algılamışlar; teknolojinin olanaklarıyla da eğlence, başkalarının ürettiği yapılar üzerine temelsiz yorum yapmak olarak anlaşılmıştır.

Eski İstanbul beyefendilerinden Bensiyon Pinto’nun anılarında, eski İstanbul’daki eğlence anlayışına ilişkin ipuçları bulunmaktadır: “Her an başkalarıyla iç içe yaşanır, ne varsa ortaya konur, her şey paylaşılırdı. İnsanlık da, zaman da başkaydı o zamanlar. Bakışlar daha sıcaktı, insanların sevgisi de öfkesi de gerçekti. Heyecanlar, üzüntüler, sevinçler sözcük anlamlarına uygun bir şekilde, sahici yaşanırdı” (Pinto, 2008, 28). Eğlence, bir anlamda tam da Bensiyon Pinto’nun tanımını yaptığı unsurları gerektirmektedir: Paylaşım, içtenlik, gerçeklik, bir aradalık, anlayış... Eğlenceyi oluşturan unsurlar zamanla örgütlenerek kültürün içinde birer karakter olarak yerini almakta, yaşandıkça toplumla özdeşleşmektedir.
Her toplumun eğlence anlayışı, neye güldüğü, neye şaşırdığı doğrudan o toplumun tarihsel birikimi ve kültürüyle ilgilidir. Bazı toplumlarda belirgin kişilikler ön plana çıkarılarak oyuncuların oynadığı oyunlarla eğlenceler düzenlenirken, bazı toplumlarda izleyenleri de içine katan, daha geniş kapsamlı ve hareketli eğlenceler düzenlenmektedir. Bazı toplumların eğlencelerinde mutlaka geçmişe göndermeler yapılırken, bazı toplumlar tümüyle yeni buluşlarla eğlenmektedir (Beeman, 1981, 515). Türkiye’nin de içinde bulunduğu doğu toplumlarında geçmişin birikimi ve karakterleri üzerine kurulan oyunlar ve eğlenceler daha değerli bulunmakta ve geleneksel eğlence anlayışından alıntılar yapılmaktadır.
Geçmişin halk kültürü, hayal dünyalarından çıkan unsurlarla biçimlenmiş fantastik öyküler, efsanelerle oluşmuş; insanlar, gerçekle hayalin buluştuğu ürünlerle yaşamı öğrenmiş, kişilik kazanmış ve aynı zamanda da çok eğlenmişlerdir (Pratchet, 2000, 166). Hiçbir yapmacıklığa ve çıkar kaygısına dayanmayan halk kültürünün gerçeklerden yola çıkılarak üretilmiş imgesel ürünlerinde, krallar, padişahlar, çobanlar, ırgatlar gibi gerçek kişilerin yanı sıra, devler, cinler, periler, canavarlar gibi imgesel karakterler de bulunmakta; halk sözlü kültürün ürünleriyle çocuklarını eğitmekte ve eğlendirmektedir. Gerçeğe de hayale de gereksinim duyan insanların kültür ve eğlence gereksinimleri sözlü halk kültürü ürünleriyle karşılanırken, kültür ürünleri halkın kimliğini ve karakterini yansıtmanın yanı sıra, halk kültürünü binlerce yıl sonrasına aktarmak için de araç olarak kullanılmıştır.
İçinde sayısız materyalin bulunduğu halk kültürünü ve geçmişin birikimini tek çıkar yol olarak fark eden kitle iletişim araçları da, halk kültürünü binlerce yıl sonrasına aktarmak kaygısı taşımasa da, kendi sürekliliklerini sağlayabilmek için geçmişe sarılmakta, geçmişten kalan sağlam ve onurlu birikimle yaşamlarını sürdürmektedir.
Kaynaklar
- BEEMAN, William O. (1981). “Why Do They Laugh? An Interactional Approach to Humor in Traditional Iranian Impravisatory Theater: Performance and Its Effects”. THE JOURNAL OF AMERICAN FOLKLORE. Vol. 94. No: 374. S. 506-526.
- KÖSE, Hüseyin (2006). “En Son Babalar Duyar Dizisinde Geleneksel Baba Otoritesinin Temsil Edilişi ve Sorgulanışı”. KÜLTÜR ve İLETİŞİM. 9/2. S. 107-141.
- PİNTO, Bensiyon (2008). ANLATMASAM OLMAZDI. Der. Tülay Gürler. 8. Baskı. İstanbul: Doğan Kitap.
- PRATCHET, Terry (2000). “Imaginary Worlds, Real Stories”. FOLKLORE. Vol. 111. No: 2. S. 159-168.