Reklamı Kapat
Anasayfa > Makaleler > Hepsi sadece HABER için…
Hepsi sadece HABER için…
20.03.2023 11:26

“Hep başkalarının hayatlarını yaşar bu mesleği yapanlar.”

Güngör Dilmen

Gecenin bir yarısı telefon çılgınca çalmaya başlar. Telefonun ucundaki ses, beş dakikaya araç geleceğini ve hazırlanmanı söyler. Yataktan nasıl kalktığını, nasıl toparlandığını, ne zaman geri döneceği belli olmayan iş için çantana neleri tıkıştırdığını bilmeden kendini araçta bulursun. Yoldayken neler olduğunu anlamaya çalışırsın. Merkeze gittiğinde malzemeler hazırdır, zaten her zaman hazır olmalıdır. Bir yandan editör sana olanları anlatırken, bir yandan malzemeleri araca yüklemek için koşturursun. Şöför bu gibi durumlar için hazırlıklıdır. Bagajda acil durumlar için her zaman battaniye, bir koli su ve biraz atıştırmalık bulunur. Olay yerine doğru yola çıkılır.

Bir sabah yatağınızda gözünüzü açar, telefonda yüzlerce bildirim görürsünüz. Deprem olmuştur, sel basmıştır, kar yolları kapatmıştır, bomba patlamıştır, şehrin meydanında binlerce kişi polisle çatışmaktadır, maden çökmüştür, savaş çıkmıştır… Hemen televizyonu açar ve haberleri izlemeye başlarsınız. Birileri olay yerinden son durumu bildirmeye çalışmaktadır. 

İşte onlar habercilerdir. Kameramandır, muhabirdir ve fotoğrafçıdır.  

Bir olay ve aynı güne farklı uyanan insanlar. Biri haber ihtiyacı olan, diğeri haber peşine koşan. Bir de olayın içine uyananlar var. Onlar da haberin kendisidir zaten.

Haberciler olay bölgesine bazen yardım ekiplerinden ve güvenlik güçlerinden önce giderler. İlk giderler, bölgeyi  en son terkederler. Günlerce, haftalarca bölgeden yayın yapmaya çalışırlar. Olayın mağdurları ne yaşıyorsa aynı koşullarda yaşarlar. Su yoksa kimseye yoktur, yiyecek yoksa kimseye yoktur, hava soğuksa herkese soğuktur, gaz atılmışsa herkesin gözü yanar, su sıkılmışsa herkes ıslanır. Bazen karmaşanın, kaosun içinde kim haberci, kim gösterici karışır. Cop yedikleri de olur, ayaklar altında ezildikleri de. Bazen de hedef haline gelirler. Kanalların yayın politikaları kimi zaman alanda çalışan haberci ekibi zor durumda bırakır.

Hepsi merkeze birkaç farklı fotoğraf, biraz görüntü ve yeni bir haber yollayabilmek içindir. 

Elbette bütün bu senaryo, olaylar haberciyi etkilemeyecek kadar uzaktaysa geçerli. 

Haberci kimi zaman da olayların içine uyanır. 

17 Ağustos sabahı telefonlar çılgın gibi çalarken kimse üzerindeki şaşkınlığı atamamıştı henüz. Tavandaki lamba halen sallanmakta, aile fertleri panik içindeydi. Aile bir tarafta, görev bir taraftaydı. Birkaç eşyayla ailesini güvenceye alan haberciler gün ağarmadan televizyon binasına girmişti bile. 

Eğer evinizdeki televizyon ekranına olay yerinden bir takım görüntüler geliyorsa unutmayın ki o görüntüleri sizlere ulaştırabilmek için birileri o sırada hayatını tehlikeye atıyordur. 

Yakın zamana kadar, süperlüks makam araçlarını teneke kutudan hallice şahinlerle kelle koltukta takip etmeye çalışan haber ekiplerinin maceraları anlatmakla tükenmez.

Doğal afetleri izlemek için gidilen yerde elektrik yoktur, su yoktur, yemek yoktur, yakıt yoktur, iletişim yoktur. Araçların far ışığı altında yayın yapılır. Yayın aracının jeneratörüne hasar görmüş araçlardan yakıt toplanır. Artık kısmette ne varsa saatlerce yağmur, kar, soğuk, sıcak altında haber toplanır, kameradan görüntüler geçilir, telefonla haber yazdırılır sonra da bunlar canlı yayında  izleyiciye aktarılır. Ölüm görmeye alışmak çok zordur ama askerler gibi ona da alışılır.  Yine askerler ve diğer görevliler gibi yemek sırasının en sonuna geçilir. Çünkü önce olayın mağdurları yemelidir.  

Savaş ve çatışma gibi olayların içinden haber ulaştıran ekiplerin içinde bulunduğu durum böyledir. Geri dönebileceğini bilmeden sadece haber peşinde koşarlar. Başlarına ne geleceği belli değildir. Genellikle taraflardan birinin desteğiyle bölgeye ulaşılır. Karşıt gruplarla her an burun buruna gelme riski vardır. Yaşamları, onların anlık insafına kalmıştır. Kimsenin PRESS yazısını umursamadığı yerlerde dolaşırlar. Habercinin amacı bir röportaj kapabilmek, olay alanına en yakın yerden görüntü alabilmek, diğerlerine “haber atlatabilmektir”. Bazan bedeli çok büyük olur.

Merkezde malzeme bekleyen ekibin bütün derdi haber bültenini en iyi şekilde çıkarmak, etkileyici bantlar hazırlamak, metinleri yazmak, haber cımbızlamak, öyküler üretmek, çarpıcı kurgularla uğraşmak ve sonuçta diğerlerinden daha çok izlenmektir.

Seyirci kimi zaman stüdyoda kamera karşısında oturanların empati yapmakta zorlandığını farkeder. Birşeyler anlatmak isteyen muhabirin ağzına lafı tıkılır, sırf ben de buradayım demek için anlamsız sorular sorulur, ben daha önemliyim tavırları açıkça hissedilir. Habercinin dünyasında bunlar da vardır, mesleğinin zirvesindeki haber spikerlerinin, haber müdürlerinin, genel yayın yönetmenlerinin bir an tereddüt etmeden bülteni olay yerine taşıdıkları da vardır. 

Bir aydır dedelerimizin radyo tepesinde ajansı heyecanla beklemeleri gibi biz de gözümüzü haberlerden ayıramadık. Onlarca kanalın ve sosyal medya kaynağının ilettiği haberleri büyük bir açlıkla tükettik. Ne oldu, neresi yıkıldı, kim öldü, kim kurtuldu, kim yardım etti, kim sırtını çevirdi, haberler, dedikodular, söylentiler uçuşup durdu. Bizim başımıza da gelebilir mi kaygısı yaşadık. Hala da tedirginiz.

İşin biraz da teknik tarafına göz atalım. Geçmiş dönemlere göre görüntü aktarım teknolojileri çok gelişti. On yıl kadar önce olay alanından canlı görüntüyü ancak SNG (Sattelite News Gathering) dediğimiz üzerinde çanak anteni bulunan uydu araçları veya FLYAWAY  dediğimiz modüler cihazlara aktarabilirdiniz. 

Bugün cep telefonu şebekelerini kulanabilen sinyal aktarıcılar var. Bunlar birkaç telefon sim kartını birlikte kullanarak görüntü ileten TVU, LiveU  gibi 5G mobil aktarıcı cihazlar. Kameramanın sırtında taşıdığı birkaç kiloluk kutu. 

İnternet altyapısının bulunduğu yerlerde veya uydu üzerinden internet erişim protokolü (IP TV) kullanılarak da kolayca iletişim kurmak mümkün günümüzde. Ancak deprem gibi kaotik ortamlar, teknolojik altyapıların kullanımını kısıtlıyor. Bu depremde de tanık olduğumuz gibi yıkılan bölgelerde uzunca bir zaman mobil baz istasyonları çalışmadı. Çünkü pekçoğu yıkılan binaların tepesindeydi. Şebekenin çalışmadığı durumda SNG araçlar kurtarıcı oldu ve ilk günlerdeki yayınlar SNG’lerle gerçekleştirildi.

Çok geniş bir alanı etkileyen bu depremde drone cihazların çokça kullanıldığını gördük. Drone görüntüleri yıkımın dehşetini gözlerimizin önüne serdi. Dronun, geniş bölgelerde tarama yapmak için oldukça kullanışlı olduğu ortaya çıktı. Belki sonraki zamanlarda dronları bu amaçla kullanırlar.

Eskiden görüntü kalitesi konusunda TV yönetimlerinde bir standart çizgi vardı. Yerel  haber ajanslarının yetersiz kameralarla çektiği haberlere itibar edilmez, illa ki profesyonel kameralarla ve profesyonel kameramanlarla çekim yapılması istenirdi. 

Cep telefonlarının ve sosyal medyanın hayatımızın her alanını kapladığı günümüz dünyasında elinde kamerası olan herkes haber kaynağı haline geldi. Büyük kanalların haber bültenleri bu görselleri epeydir kullanıyor. İzleyici gözü düşük çözünürlükteki görüntülere alıştı. Bu depremde gördük ki sosyal medyadan aktarılan haberler kamuoyunu müthiş etkiliyor. Cep telefonu uygulamalarıyla görüntülü bağlanmak veya telefon kamerasıyla çekilen görüntülerin aktarılması şebeke olduğu sürece haberciler için büyük kolaylık. 

Yine bu kaos gösterdi ki, habercilik önemli bir iştir. Mesleğinde yetişmiş, deneyimli ve bilgili haberci çok kıymetlidir. Önüne gelen eline mikrofon tutuşturulup hop diye kamera karşısına konulmamalıdır. Ne çekeceğini, ne konuşacağını, ne soracağını, nasıl davranacağını bilen, okuyan ve yazan habercilere ihtiyacımız olduğu çok açık.       

Peki bunca özveriye karşı haberciler ne bekler? Sanmayın ki büyük paralar kazanıyorlar. Hele 2000 yılından sonra habercinin rahat geçineni görülmemiştir. Çalışma hakları çoğunlukla gaspedilmiştir. Verilmeyen 212’si, basın kartı, tazminatı, fazla mesaisi, harcırahı, yasaklanan sendikası, derneği, mahkemelerde ve işsiz dönemlerindeki birbaşınalığı “fıtrat” sayılmıştır. 

Deli değildir bu insanlar sadece tutkundur. İşlerine tutkun.

Bu insanları mutlu eden şey peşinde olduğu haberin üstesinden gelebilmek, bir köşede uyuyabilmek ve bir de eve dönebilmektir. 

Hepsi o.

Ülkemizin yaşadığı son deprem felaketi bize şunu yeniden gösterdi ki, HABER olmadan yaşam olmuyor.  


Habercilerin acı tarihinden birkaç not: 

  • 2008 yılında Güney Osetya’nın başkenti Şinvali yakınlarında haber peşinde koşan kameraman Levent Öztürk ve arkadaşlarının içinde bulunduğu araç Osetyalı milislerin ateşi altında kalır. Basın aracı olduğu anlaşılınca ateşi keserler ama olan olmuştur. Öztürk olay anında gözünden yaralanır ve zorlukla cephe gerisine ulaşıp ülkemize getirilir. Ekipten de yaralananlar olmuştur. “Yaralandık ama Şinvali’de insanların neler yaşadıklarını, yaralananların nasıl yerlerde tedavi gördüklerinin herkesin görmesini istedik” diye açıklama yapan Öztürk ne yazık ki gözünü kaybetmişti.
  • Hürriyet gazetesi Başbakanlık muhabiri Barış Selçuk, Show TV muhabiri Hande Mumcu, Show TV kameramanı Salih Peker ve araç şoförü Hacı Ali Er, 1994 yılında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Giresun gezisini izlemek amacıyla Ankara’dan yola çıktılar. Ama hiçbiri geri dönemedi.
  • Van’da 9 Kasım 2011’de meydana gelen depremde, Bayram ve Aslan Otelleri yıkılmış, Bayram Oteli’nde kalan DHA muhabirleri Sebahattin Yılmaz ile Cem Emir enkaz altında yaşamlarını yitirmişti. Yılmaz ve Emir’in cansız bedenleri yaklaşık 50 saat sonra enkaz altından çıkarıldı. Otelin, kentte 23 Ekim 2011’de meydana gelen 7,2’lik depremde hasar gördüğü, bu durumun gizlenerek faaliyetini sürdürdüğü iddia edilmişti.
  • Muhsin Yazıcıoğlu’nun içinde bulunduğu helikopter, 25 Mart 2009 tarihinde, Kahramanmaraş mitinginden Yozgat mitingine doğru uçarken bilinmeyen bir nedenle düşmüştü. Yazıcıoğlu’nun gezisini takip eden İHA Muhabiri İsmail Güneş helikopter düştükten sonra 112 Acil Servisi aramıştı, ayağı kırıktı. Enkaza saatler sonra ulaşıldığında ise ne yazık ki herkes hayatını kaybetmişti.
  • 2000 yılında, içinde gece muhabirlerinin bulunduğu görev aracına bir başka araç çarpmış habercilerin aracı ağır hasar görmüştü. Star gazetesi muhabiri Ogün Özdemir olay yerinde hayatını kaybetmişti
  • 1992’de, Nevruz etkinliklerini izlemek üzere Şırnak’a giden Sabah Gazetesi muhabiri İzzet Kezer, 23 Mart’ta, elinde beyaz bayrak olmasına rağmen açılan ateş sonucu hayatını kaybetmişti. 20 Eylül 1993’te ise Milliyet Gazetesi Bingöl muhabiri Muzaffer Akkuş, Yamaç Karakolu yakınlarında teröristler tarafından öldürmüştü. 

Hepsi sadece haber peşindeydi.


Fotoğrafların büyük kısmı internetten derlenmiştir. Bazı fotoğraflar sevgili dostum haber kameramanı Akın Depecik arşividir.    

YAZAR HAKKINDA
Teoman Kozan
Televizyon Yönetmeni | teomankozan@gmail.com
En Çok Okunanlar
Dergi